Göç Tamamen Mücadele ile İlgilidir

Göç tamamen mücadele ile ilgilidir. Bu hikayede bahsedilen mücadele, günlük hayatta karşılaşılan zorluklara karşı değil, daha ziyade farklı bir topluma ayak uydurma çabasıyla ilgilidir. Bu problem insanların kendi ülkeleri de dahil hiçbir yere yerleşememelerine neden oluyor. Antonis Christakos, bir göçmen olarak benimle hikayelerini paylaşan 75 yaşında Yunanlı bir adam. Buluşuyoruz ve ona özellikle sevdiği bir şey ikram ediyorum; ‘tsipouro’, geleneksel Yunan konyağı. Huzurlu ve sakin görünüyor, bütün soruları cevaplamaya hazır ama aynı zamanda bu röportajın tam olarak ne hakkında olduğunu öğrenmek için meraklı. Daha fazla gecikmeden hikayesini anlatmaya başlıyor.

20130827 antonis 2

Antonis, Peloponnese (Mora Yarımadası) ‘nin güneyinden, göçmen bir aileden geliyor. O, genç yaşlarından itibaren daha iyi bir gelecek için evi terketmenin nasıl bir şey olduğunu biliyordu; büyük babası Amerika Birleşik Devletleri’ne göçmen olarak gitmiş, ‘göçmenlik kelimesinin icadından bile önce’ dedi Antonis.

Antonis’in Yunanistan’ı terketme niyeti tamamen ‘aile geçmişi’ne dayanmıyor. Ancak, Yunanistan’ın 2. Dünya Savaşı ve iç savaştan sonraki sosyo-politik durumu ve hemen ardından ortamın yerini boğucu bir atmosfere bırakması , liberal, radikal ve tamamen demokratik bir ailenin üyesi olan Antonis için katlanılmazdı. 1960’ların başında, Antonis ülkesini terketmek üzereyken, ethnikofrones sertifikası diye bir devlet sistemi vardı. Bu sertifika, sahibinin ‘kendini ülkeye, devlete ve hukuğa adamış’ olduğunun kanıtıydı. Bu güvenlik polisi denetimi, vatandaşlar hakkında bilgi toplamanın bir yoluydu. Göç etmek isteyen Yunanlıların bu sertifikaya başvurmaları gerekiyordu. Bu sertifikaya sahip olmayanlar iş bulmada büyük zorluklar yaşıyor, devlet tarafından tehlikeli bulunuyorlar ve yasadışı faaliyet şüphelisi olarak görülüyorlardı. Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya zamanın popüler göçmen hedefiydi. Bu devletler ülkelerine giriş yapmak isteyen Yunanlılardan devlet sertifikası gibi resmi bir belge talep ediyorlardı. Aynı zamanda da Almanya daha fazla işçi için ağlıyordu. Ülkenin iş gücüne ihtiyaç duyduğu dönem, Almanyanın Ekonomik Mucizesi’ydi. Antonis 21 yaşında, “Yunanistan’ın muhafazakar toplum için tehlikeli, radikal genç nüfustan neredeyse kurtulmak istediği’ dönemde Almanya’ya gitti.

Gözlüklerini çıkarıyor ve nasıl bir şok yaşadığını, “paranın sokaklarda sel olup aktığı” gibi yanlış bir düşünceye sahip olduğunu, bir ülkede yabancı bir dili duyamamanın ya da konuşamamanın nasıl hissettirdiğini ve diğer yunanlı göçmenlerin hiç yardımları olmayışının yanı sıra ona sadece sorun yaşatmalarıyla, yalnızlığı nasıl tecrübe ettiğini anlatıyor. Antonis, Almanya’ya Yunanlıların orada değerli olduğu düşüncesiyle gitmişti. Ama onun yerine gider gitmez daha önce öğrendiği her şeyin yanlış olduğunu anladı.

Yeni hayatındaki bu yanlış algı sosyal hayatını da etkiliyordu. Tek başına, sadece vasıfsız bir işçi olarak bulunduğu yabancı bir ülkede kimseyle iletişim kuramıyor ve sosyalleşemiyordu. “Kendimi çok çaresiz hissettim, konuşacak kimse yoktu ve aklıma gelen tek çözüm intihar etmekti.” dedi. “Gecenin bir yarısı Ren Nehrine karşı tek başıma duruyordum, nehre bakıyordum ve suya atlamaya hazırdım.”

Yunanlılar her kötü şeyin beraberinde iyi bir şey getirdiğini söylerler. Antonis o gece birkaç Almanla tanıştı. Bu insanlar ona hayatını değiştirmesi ve sosyalleşmesi için yardım eden, ona başka bir bakış açısı kazandıran kişilerdi. Antonis, Yunanistan cunta ordusu tarafından yönetildiği sırada SPD’ye katıldı, Almanya’nın Sosyal Demokratik Partisi. Vasıfsız eleman olarak devam edemeyeceğini, bu hayatın ona uygun olmadığını düşünerek sendikalara katıldı ve sosyoloji kursuna kaydoldu. Mezun olduğunda Protestan Kilise tarafından yönetilen bir organizasyonda sosyal görevli olarak iş buldu. Görevi, göçmenleri kültür şoku ile ilgili eğitmekti. En büyük şikayeti Yunanistan’ın Almanyadaki Yunanlı göçmenlere hiç yardım etmemesiydi. Yunanistan bu insanlardan kurtumak istiyor gibiydi, ancak aynı zamanda ABD’deki göçmenlere çok uzakta olmalarına rağmen, kolayca geri dönmeleri için yardım ediliyordu. Almanya’daki Yunan okulları bu uygulamaya bir örnektir. Yunanlı göçmenlerin çocuğu olan öğrencilere Almanca öğretilmiyordu, bu sebeple öğrenciler topluma uyum sağlayamıyorlardı. Aynı dönemde, Almanya’da bulunmuş bazı Yunan göçmenler, Yunanistana geri dönmeye karar verdi. Antonis, bu göçmenleri geri dönüşlerinden önce eğitmekle ve onların neler hissettiğini açıklamakla sorumlu kişiydi. “Yunanistan onlar için bir hayal dünyasıydı, cennet gibiydi. Gerçek ise aslında bunun sahte bir dünya olduğuydu.” dedi Antonis. Kendi ülkelerine tekrar yerleşmek için Yunan hükümeti tarafından düzenlenmiş çok büyük bir bürokratik süreçten geçmeleri gerekiyordu. Sonunda ise birçoğu bu zorunlu prosedürün çok ağır, zor ve pahalı olması sebebiyle Almanya’ya geri dönmek zorunda kaldı. Yunan devleti kişilerin Almanya’ya geri dönüşlerini, haksız prosedür sebebiyle değil de, kendi özgür iradeleriyle olduğu şeklinde göstermeye çalıştı.

Antonis kendini kaybolmuş bir Yunanlı olarak hissediyor. “Diğerlerine kültürel şoku ve göçmenliği öğreten ama bu acıya sebep olan şeylerle hiç mücadele edememiş bir adam.” 30 yıl yurtdışında yaşadıktan sonra geri döndüğünde, Almanya’daki yaşam tarzı ve karşılaştığı farklı Yunan gerçekliğini birbirine bağdaştırmaya çalıştı. Bugünkü yüzeysellik kurallarını düşünüyor, Yunanlılarla derin bir iletişim kuramadığını söylüyor. Tekrar terketmek isteyip istemediğini soruyorum. Almanya’nın kışını kaldıramayacağını, gökyüzünün Eylül’den Nisan’a gri olduğunu söylüyor. Yunanistan’ın güneşini ve gökyüzünü istiyor ama içten içe kendi Yunanistan’ını istiyor. Onu hoş karşılayan, evindeymiş gibi hissettiren; eğer politik durumlar ve yaşam şartları onu zorlarsa terkedecek olsa da.

20130827 antonis 1

Göç onda izler bıraktı. O eşsiz bir duruşa, tutuma ve görünüşe sahip bir adam. Konuşması, karşılaştığı bütün insanlardan ve kültürden kaynaklanıyor. Onunla tanıştığınızda saygı duymak zorunda hissediyorsunuz ve gözleri etraftaki herkese şu isteği bağırıyor; sevgi, özgürlük ve anlayış, milliyet gözetmeden. Ama konuşmalarına yansıdığı gibi, kendisiyle beraberinde getirdiği seyahat, kültür, kosmopolitanizm duygusu ve bazen, birşeyler ters ve kötü gittiğinde, bizi inciten şeyler için, karşılaştığımız zor zamanlar için umutsuzluk.

[crp]

Yazar

Anastasia Karouti (Yunanistan)

İş/Okul: İngiliz Dili ve Edebiyatı, Çeviri Çalışmaları/Eğitimci, Eğitmen, Tercüman, Ressam

Yabancı Dil: Yunanca, İngilizce, Romence

Avrupa… yuvam, başlangıcım, Akropol ve Transilvanya’nın ilahi ışığı; potansiyelimi gösterebileceğim yer.

Blog: caramelisedfruits.tumblr.com

Çeviri

Gizem Aydın (Türkiye)

Okul: Ekonomi

Yabancı Dil: Türkçe, İngilizce, İtalyanca (çok az)

Avrupa… özgürlük, uzun mesafe dostluklar, aşk, İtalya ve botellon.

Çeviri

Nurdan Düzgün(Türkiye)

Okul: İstatistik

İş: Tropics Magazine’de serbest gazeteci

Yabancı Dil: Türkçe, İngilizce, Rusça, (biraz) İspanyolca

Avrupa… güzel dostluklar, iyi müzik, aşk, tutku ve tabi ki El Clasico

Linkedin: tr.linkedin.com/pub/nurdan-duzgun/30/b53/751/

 

This post is also available in Bosanski - Hrvatski - Srpski, Català, Deutsch, English, Español, Italiano, Magyar, Nederlands, Polski, Português, Română, Slovenčina, [Main Site], Ελληνικά and македонски.

Author: maria

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

css.php

Bu siteye devam ederek, çerez kullanımını onaylıyorsunuz. Daha fazla bilgi

Bu sitedeki ayarlar “çerezlere izin ver” şeklindedir ve bu size mümkün olan en iyi tarama deneyimini vermek içindir. Bu siteye çerez ayarlarını değiştirmeden devam edebilirsiniz veya “Kabul et” seçeneğine tıklayarak izin verebilirsiniz.

Kapat